22 Ekim 2017 Pazar
Anasayfa > NORVEÇ HABERLERİ Norge > Fra en fengselscelle i Tyrkia: Jeg kaller meg ikke lenger en fange, men et gissel
Fra en fengselscelle i Tyrkia: Jeg kaller meg ikke lenger en fange, men et gissel

Fra en fengselscelle i Tyrkia: Jeg kaller meg ikke lenger en fange, men et gissel

10.05.2015 09:54:27 12 14 16 18 yazdır
Fra en fengselscelle i Tyrkia: Jeg kaller meg ikke lenger en fange, men et gissel Hidayet Karaca'nın mektubu norvecte manşet oldu.
Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca, alıkonulduğu cezaevinden Norveç'in en büyük gazetesi Aftenposten'e mektup yazdı.

Aftenposten gazetesinin, "Kendimi artık bir esir gibi değil bir rehine gibi hissediyorum" başlığıyla verdiği mektupta şu ifadeler yer aldı:

"22 yıllık geçmişe sahip, bünyesinde 14 TV kanalı barındıran uluslararası bir medya grubunun başkanı olarak bu satırları sizlere Türkiye'de bir hapishane hücresinden yazıyorum.
'Medya grubu yöneticisi bir gazetecinin hapiste ne işi var?' diye sorabilirsiniz. 14 Aralık 2014'te, kanallarımızın birinde, beş yıl önce yayınlanan bir dizi film gerekçe gösterilerek onlarca kişi gözaltına alındı. Kendim de dahil olmak üzere, kanalın üst düzey yöneticisinden dizi senaristlerine, yapımcılara kadar pek çok isim, günler boyu tek soru sorulmadan gözaltında tutuldu, özgürlükleri ellerinden alındı.

El Kaide ile irtibatlı olduğu iddiasıyla yargılanan "Tahşiye" adlı bir grubu polise hedef göstermekle suçlanıyorduk. Bunu da bir dizi filmde bu grubun adını geçirerek yapmışız. Kendi kaleminden çıkmayan iki makale ve bir haber sebebiyle gözaltına aldıkları Zaman Gazetesi'nin Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı'yı ise tutuksuz yargılamak üzere serbest bıraktılar. Tahşiye grubunun lideri benim tutuklanmamın ardından bir televizyon programında açıkça "Usame Bin Ladin'i sevdiğini" söyledi. Bu kişinin itibarını zedelemekle itham ediliyoruz.

Hakkımda gözaltı kararı veren hakim, sosyal medyada siyasi iktidarın liderine methiyeler dizmekten çekinmeyen bir isim. Mahkemede hakime 'bir dizi film dolayısıyla sanatçılar ve TV çalışanları gözaltına alınıp teröristlikle suçlanıyorsa bunun hayali bir dava olduğunu' söyledim. Mahkemede yapılan hukuksuzlukları haykırdım ve hakime sordum: 'Örgüt kurmakla suçluyorsunuz; örgüt nerede? Silahlar nerede?' Hakim cevap veremedi.

Çok yakın zamanda, mahkeme serbest kalmam lehine karar verdi, fakat ben 135 gündür kaldığım hapishaneden çıkmaya hazırlanırken, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez savcılık, mahkemenin emirlerin uygulamayı reddetti. Serbest kalmama karar veren hakim, alelacele görevinden uzaklaştırıldı. Bu benim ülkemdeki hukuk kurallarının şu anki durumudur. Bizim davamızın iddianamesi hâlâ yazılmayı bekliyor. Bu yüzden kendimi artık bir esir gibi değil bir rehine gibi hissediyorum.

Türkiye'yi otoriter bir rejimle yönetmek isteyen mevcut siyasi iktidar adım adım ülkemizi demokratik evrensel değerlerden ve uluslararası toplumdan koparıyor. Bütün bunlara rağmen özgürlüğe, demokrasiye olan inancımızı yitirmiş değiliz. Avrupa Parlamentosu'nun kınama kararı, ABD Temsilciler Meclisi'nden 88 milletvekili, ABD Senatosu'nun 73 senatörünün ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'ye yazdığı mektup, Freedom House'un raporu, dünyaya mesajımı aktaran Le Monde, FAZ, The Guardian gibi muteber gazetelerin özgür basın talebi, inancımı artırdı. Özgürlüklere uzanan bu yolda yalnız olmadığımızı biliyorum.

Biz bir bedel ödüyoruz; barışın, hoşgörünün, özgürlüğün ve demokrasinin bedeli? Demokratik hukuk devleti ve AB demokrasi standartlarına ulaşmada bir vatandaş ve bir medya kurumu yöneticisi olarak üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz.

Hidayet Karaca
Samanyolu Yayın Grubu Başkanı
6 Nolu Ceza İnfaz Kurumu
Silivri Cezaevi"

Som leder av en internasjonal mediebedrift som ble grunnlagt for 22 år siden og som har 14 TV-kanaler, skriver jeg dette brevet fra en fengselscelle i Tyrkia.

«Hva kan lederen av en mediegruppe bli fengslet for?» kan en spørre.

14. desember i fjor ble et titalls mennesker satt i varetekt på grunn av en såpeopera som ble vist på en av våre TV-kanaler for fem år siden.

Mange mennesker, inkludert meg, manusskrivere og produsentene av TV-serien, ble holdt i varetekt i flere dager uten at det ble stilt ett eneste spørsmål.

Arrestert og fengslet

Vi ble anklaget for å henge ut en gruppe kalt «Tahşiyeciler», en gruppe som er tiltalt for forbindelser med Al-Qaida. Vi ble anklaget for å henge ut denne gruppen ved å nevne dens navn et sted i en av episodene av en såpeopera.

Ekrem Dumanli, redaktør av Tyrkias største dagsavis var også arrestert, og etterpå løslatt i påvente av rettssak, for to artikler som var publisert i avisen hans ZAMAN.

Etter at jeg ble arrestert dukket lederen av Tahşiyeciler opp i et TV-program og erklærte sin kjærlighet til Osama bin Laden.

Vi står anklaget for å undergrave denne personens rykte.

Dommeren som beordret min fengsling er kjent for å rose statsministeren på sosiale medier. Jeg protesterte mot lovløsheten og spurte dommeren: «Du anklager oss for å etablere en terrororganisasjon. Men hva er navnet på denne organisasjonen? Hvor er våpnene?»

Dommeren kunne ikke svare.

Nektet å utføre ordre fra domstolen

Nylig bestemte en domstol at jeg skulle løslates, men da jeg gjorde meg klar for å gå ut av fengslet etter å ha vært inne i 135 dager, skjedde det for første gang i Republikken Tyrkias historie at påtalemyndigheten nektet å utføre en ordre fra en domstol.

Dommerne som hadde avgjort at jeg skulle løslates ble i all hast fjernet fra sine posisjoner.

Dette er den nåværende situasjonen for rettssikkerheten i mitt land. Tiltalen i vår sak er fortsatt ikke skrevet. Derfor kaller jeg meg ikke lenger en fange, men et gissel.

Fjernes fra demokratiske verdier

Regjeringspartiet, som stadig blir mer autoritært, fører landet bort fra universelle demokratiske verdier. Men vi har ikke mistet troen på demokrati og de fundamentale rettigheter.

Europaparlamentets vedtak som fordømmer presset mot medier, brevene fra 88 representanter og 73 senatorer som ble sendt til USAs utenriksminister John Kerry, en rapport fra Freedom House og støtten fra anerkjente mediekanaler som formidlet mitt budskap til verden, som Le Monde, FAZ og Guardian, har styrket min tro.

Jeg vet at vi ikke er alene på denne veien til frihet.

Som en innbygger og leder av en mediegruppe kommer jeg til å forsette å gjøre min jobb for å fremme demokratiske verdier, rettssikkerhet og EUs demokratiske standarder.

Vi er klare for å betale prisen for å gjøre disse rettighetene til standarder i mitt land.

 

Flere meninger? Les hva debattredaktøren anbefaler.

Publisert:
Send ditt innlegg til debatt@aftenposten.no Mer informasjon om debattinnlegg og kronikker finner du her.
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorinin Diğer Haberleri