16 Aralık 2017 Cumartesi
Anasayfa > KÜLTÜR-SANAT > BİZ ALLAHA KUL, KALEME ŞAHİTLİK EDENLERDENİZ?
BİZ ALLAHA KUL, KALEME ŞAHİTLİK EDENLERDENİZ?

BİZ ALLAHA KUL, KALEME ŞAHİTLİK EDENLERDENİZ?

27.02.2017 16:28:37 12 14 16 18 yazdır
"İnsan her şeye sahip olabilir ama vicdan başka bir şey, umursamaz, iyiliksever kalp atımını kaybetmiş o kadar çok sayıda insan var ki bazen sadece sessizlik istiyorum. Bunun hiçbir şeye çözüm olmadığını gördüğümde ise kendi ıssızlığımda boğuluyorum sanki
BİZ ALLAHA KUL, KALEME ŞAHİTLİK EDENLERDENİZ?
Yaşı birçok kadın yazara göre genç, Onu ve kalemini Şule Yüksel Şenlere benzetenler oldukça fazla sayıda, aşk temalı gözükse de hidayet romanları yazıyor. Otuzlu yaşlarına dört kocaman kitap sıkıştırmış. Güzel ve alımlı olmasının yanında bir merhamet meşalesi kadın Ümmiye Yılmaz ERÇEVİK
"İnsan her şeye sahip olabilir ama vicdan başka bir şey, umursamaz, iyiliksever kalp atımını kaybetmiş o kadar çok sayıda insan var ki bazen sadece sessizlik istiyorum. Bunun hiçbir şeye çözüm olmadığını gördüğümde ise kendi ıssızlığımda boğuluyorum sanki?" diyor.
Büyük bir güce sahip olsaydınız ne gibi hedefleriniz olurdu diyorum. Birçok kişinin aksine hiç beklemediğimiz cevapları tereddütsüz önümüze sıralıyor. Daha çok okunmak ve daha çok sayıda insana ulaşmak isterdim cevabı yerine ona özgü bir cevapla burun buruna geliyoruz. Şöhrete ruhunu henüz kaptırmamış çok az yazandan biri diyebiliriz.
"Ben ayakları soğuktan üşürken annesine sarılıp uyumaya çalışan bir çocuk olduğunu düşündüğümde sıcak evimde uykum kaçıyor. Boğazına günlerce tek bir lokma girmemiş insanın var olduğunu bilmekte iştahımı kaçırıyor. Anormal olduğumun düşünülmesini istemem ama merhametsiz insanlar bilmeden suç işleyenlerden çok daha fazla tehlikeliler bu ülkede diye düşünüyorum. Başka birinin canını yandığını bilen birinin vurdumduymazlığı ise beni çileden çıkarabiliyor."
Ümmiye Yılmaz ERÇEVİK kendi ile ilgili sevmediği en belirgin özelliği nedir?
"Sanırım fazla ısrarcıyım. Ben hiçbir şeyin bu hayatta imkânsız olmadığını gördüm. O nedenle çok istediğim konularda tüm kapıları mutlaka zorlarım. Oysa biz Allaha kul olmuş, kaleme şahitlik edenlerdeniz. Kader denen olgununda varlığına inanmalı, Sabırla olumsuzluklara tahammül etmeliyiz. O istemiyorsa mutlak vardır bir bildiği diyebilmek teslimiyettir zaten?"
En çok okuduğu kitaplardan konuşuyoruz. Konu Kafka'ya geliyor. O kadar sıcak satırlar dökülüyor ki dudaklarından lafını kesemiyorum. Garip bir heyecanla anlatıyor Kafka'yı.
"Franz Kafka benim severek okuduğum yazarlardan. Özellikle; 'Odandan çıkman gerekmez, masanda oturmaya devam et ve dinle... Dinleme bile, sadece bekle... Bekleme bile, gerçekten sakin ve yalnız ol. Dünya özgürce sunacaktır kendini sana... Maskesinden sıyrılmak için başka seçeneği yok, huşu içinde yuvarlanacaktır ayaklarının dibine...' sözünü bana yazdığını düşünüyorum bazen tabi ki bu size delice gelebilir "diyor.
Neden hüzünlü şeyler yazıyorsunuz diyorum birlikte gamzelerimiz iyice belirginleşene kadar gülümsüyoruz. Bir ara konuşurken yanakları kızarıyor.
"Evet, hüzünlü şeyler yazıyorum belki de içimde olan ve etrafıma sızan bu. Mizah oysa bana asla uzak değil. Çevremde hatta beni oldukça eğlenceli bile bulan arkadaşlarım var. Ama içimde öldüremediğim ağlak bir kız çocuğu var ve onu mutlu etmekte zorlanıyorum. Belki de korkularım var demek daha doğru olur?"
Ne gibi korkular demeden o anlatmaya devam ediyor. Önümüzde duran iki büyük fincanda çay var. Çayın dumanı gözlerinde gizlediği hüzünlü buğuyu daha da netleştiriyor. Yemyeşil gözlerini açarak konuşmasına devam ediyor.
"En çok belki de sevdiğim şeyleri kaybetmekten korkuyorum. Örneğin severek gitmemiş de olsam 28 Şubat sürecinde nedeniyle bitiremediğim üniversiteden yıllar sonra mezun olmak zorunda kaldım. Bu süreç okula giremeyen öğrencilerin varlığını normal yaşamdan silemedi. Biz vardık, nefes alıyorduk, diğer insanlar gibi yaşamaya çalışıyorduk. Aylarca okuldan atılınca iş aramaya başladım. Zor dönemlerdi bu dönemler. Peşi sıra evlenerek çok erken yaşta anne oldum ve çalışma hayatıyla birlikte sıkıntı dolu yıllarla burun buruna geldim. Bu sizi sürekli savunma halinde olmaya itiyor ve ister istemez mutlu olamıyorsunuz. Sonra ben çok merhametli bir insanım. Beni tanıyan herkes bunu onaylayacaktır. Yolda yürürken solucana bassam gün boyu huzursuzlaşırım. Çevrenizde bu kadar adaletsiz durumu görürken mutlu olabilmek sanki vurdumduymazlık gibi geliyor bana?"
Yaramaz bir çocuktum demişsiniz bir edebiyat dergisine verdiğiniz röportajda o yıllara dair hatırladıklarınız neler?
"Almanyalı komşularımıza sipariş verdiğimiz jelibon şekerler (o zaman Türkiye'de yoktu ), Taşla plastik poşetleri ezerek yaptığımız kuyruksuz uçurtmalar, Kırmızı rugan ayakkabılarla uyandığım bayram sabahları ve annemin dikiş makinesini hiç unutmuyorum. Siyah Singer markaydı. Sadece bana ve kardeşlerime değil tüm mahalleye dikiş diker beş kuruş para almazdı. Annem çok güzel kadındı. Onu Sophie Lorene benzetirlerdi. Babama olan sevgisi halen dikkat çekicidir. Ticaret yaptığı bir dönem babam dolandırılmıştı ve ödeyemediği borçlar yüzünden hapishaneye girmişti. O dönemlerde incecik bir ceketle, kaban yok, ayaklarında yazlık ayakkabılar, kış vakti ikimizin birlikte babama ziyarete gittiğimiz dönemleri anımsıyorum. Para çok az elimizde idareli kullanmak zorundayız. Üç çocuk, hayırsız akrabalar. Annem bir kadın olarak çok çekti diyebilirim."
Şimdi sizin yazar olmanız konusunda ne düşünüyor?
"2012 de İlk yazdığım kitap olan ve konunun İzmir'de geçtiği Roman ANASTASİA'yı okumuş. Sen eski evimizin bahçesindeki nar ağaçlarını anlatmışsın. Çocukluğunu yazdığını biliyorlar mı dedi. Hayır dedim hatta kitabın konusunun çok satmayacağını düşünüyorlar Mevlana'yı da eklememi istediler dedim. O dönem Osmanlı ve Mesnevi ağırlıklı ürünler daha fazla talep görüyordu. Olsun dedi en azından bir Rum kızının bile İslam olabileceğini anlatmışsın dedi. Çocukken ki halide bir yazarın yaramazlıkları diyerek tebessüm etti. Annem yazmamdan dolayı gurur duyuyor. Boşuna gitmedi okudukların diyor. Bana çok dua eder. Allah kelamı yazmayacaksan yazma diye de sürekli telkinde bulunur?"
Son romanınız BENİ GÜZEL HATIRLA o konuda gelen olumlu geri dönüşümler var mı?
"Kitap çok yeni, dağıtımı yeni başladı. İstanbul'dan Festival Yayınlarından piyasaya çıktı. Önceki kitaplar Konya çıkışlıdır. İdefiks ve Kitap yurdunda okuyucularımız kitabı kısa sürede temin edebilirler. Bu kitaptan elde ettiğim geliri diğer kitaplarda olduğu gibi köy okulundaki çocukların ihtiyaçlarına kullanmayı hedefledik. Çocuklara ayakkabı, kitap, kırtasiye malzemeleri alıyoruz. Bir kaç yazar arkadaşla birlikte bu tarz projelerde inşallah Allah imkân verdikçe yapacağız. Amacımız ve tek gayemiz insanoğluna hizmettir. Rabbim kabul etsin inşallah"
Aşk Melekler ve Kelebekler ile ödül aldığını hatırlattığımda yeniden gülümseyerek parmağıyla havada uçan martıları gösteriyor. Çay içtiğimiz mekândan çıkalı yaklaşık bir saat olmasına rağmen ikimizde yorulmadık.
"Biliyor musun bu röportaj güzel oldu. İstanbul'a geldiğim ve seninle görüştüğümüze de sevindim, bu martılardan Bandırmada da var. Belki de oradan buraya gelmişlerdir. Ben o kitabı en sevgiliye yani (sav ) peygamber efendimize ithaf ettim. On iki hikâye var ve hepsinde ayrı şekilde insan sevmeyi öğreniyor. İnsanlar artık eskisi gibi maalesef sevemiyor ne acı değil mi? Oysa birbirimizi sevmeden Allah'ı Zülcelâl'i nasıl seveceğiz"
Üşüdük hava soğuk. Burnumuzun ucu kıpkırmızı oldu. İçimiz oysa sıcacık sohbetten olsa gerek. Bu kadar samimi konuşan bir insanla ayrılmak içimde bir burkuntu oluştursa da vedalaşıyoruz. En çok sevdiğim şiiri olan GELSEYDİNİ mırıldanıyoruz. Kocaman kucaklaşıyoruz. Ardımızdan dalgalar bize Hoşcakal der gibi?

Röportaj :  Bahar Sevim GÜL
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorinin Diğer Haberleri